23 Mayıs 2026 Cumartesi

Günah benim🐦‍⬛

 Zihnimin deli gibi çalıştığı bir süreçteyim. Kafam yanıyor. Öfkem o kadar fazla ki hani Tufan çıksa kendi çevremde girdap oluştururum. Tanrının dileklerime karşılık vermediğini düşünmeye başladığımdan beri toleransım da azaldı. Bir tarafım bana ne derken bir tarafım kurtarıcı benmişim gibi davranıyor. Tufanda geri kalması gerekenleri kurguluyorum kaç kuşak Yafes’e kadar? Tanrı bilir. Kökü kuruyasıca genlerime Ebu Cehil’in eli kurusun dercesine lanet okuyorum. Bu boku bir yerlerde birileri yedi de kim. Şimdi hangi kuşağa gideyim? Tufandan sonrası artık eminim. 


Tanrının işine de karışır oldum. İsyanımın boyutu asilik sınırında. Putları İbrahim devirdi, İshak’ın soyundan gelmiyor mu bozguncular. İbrahim’in ateşi savrulurken göğe.. Yusuf neden 40 yıl sürgündeydi günahı neydi? İyi olmak ceza mı gerektiriyordu? Günahı işleyenden bana ne acıyı ben çekiyorsam. Züleyha işlerken günahı zindana niye ben atılıyorum? İyi şeylerin esamesi okunmazken kötülüğün acısını hala ben çekiyorum. 


Kurban Bayramı yakında. İsmail’in günahı neydi de boyun eğdi göğe? Koç geldiyse İsmail mi erdi murada? Eyyüb’ün suçu neydi dağlandı bedeni? Neyin cezasıydı ne için çekti onca acıyı? Her devrin acısı başka başka, örnekleri benzer. Bizim destanlarımızda hep kahramanlar anlatılır devirdiği ayıyla, aygırla, dev ile, Tepegöz ile. Acıyı vurgulamaz bile bizim destanlar, yaşanmamış sayar. Bu yüzden acıyı yok saymamız sanırım. Atalarımıza çaktığımız gizli selam. Halbuki zindanda oğlunun etini yedirdikleri Burla Hatun acıya talip miydi? Obasında yapayalnız bırakılan Yesuge’nin yetimi çekmedi mi onca acıyı? Yavuz ölmedi mi Şirpençe’den? Kürşad kaybetmedi mi erlerini Çin Sarayında? Acıyla yoğrulan hamurumuz Çanakkale’de Sakarya toprağında karılmadı mı? Yedi düvel kılıç sesine, ok ıslığına, silah ve top sesine şahit olmadı mı asırlar boyu? Yoldaşımız at ile ne enginler aştık ne düzlükler geçtik.. sonuç mu biz de çok acı çektik Tanrı huzurunda. Tanrıya yakın. Ama ölmedik. Öldürmeyen acı güçlendirdi. Acı varsa yaşadığımızı bildik. Çivi çiviyi söker dedik. İyi bok yedik. En güçlü biziz he en yenilmez. Sırtında onca yük varken acıya kafa göz giren bir neslin emanetini sırtlamış eşşek gibi taşıyorum. Kimin umurunda. Altı günde yaratılan alemin yedinci katına ermek için mi? Ahh kalın kafalı ben. İnsan sevdiğine götürdüğünü sayar mı tasavvufi ahlakı ile çok düşündüm. Al o ipte koptu kopacak. Sicim bağlarım kimin elinde? Rengi ne şu herkesin bileğindeki kırmızı ipte mi? Kaderimi yazamam ama sevmeli miyim adım gibi… kızgın, yorgun ve öfkeliyim. 


Kimseyi kimseye emanet etmeden her bayram mezarının taşına bakıp söylendiğim babam, hatayı nerede yaptım? Nerede büyünün başı? İki gündür nem yüklü kara göğüne bakıp yazdığım yazılarımı acıyla selamlıyorum. Esen kalın artık uyanması gereken yaşayan ölüler. Göğünüz yağmurlu, toprağınız bol olsun. 


23.05.26/16:38|fk

22 Mayıs 2026 Cuma

Ayrılış


Mayıs ayının sonlarına yaklaşıyoruz. Birkaç gün sonra Kurban Bayramı. Yarım saate evden çıkıp üç kuruş aldığım işime gideceğim. Eskiden olsa bir şükürlülük hali esneme gibi basardı beni. Şimdi bir garip süreçteyim. Doğru bildiğim şeylerin yanlış, inandığım değerlerin çürük olduğunun farkına mı varıyorum, telkin mi ediliyor, büyüyor muyum pek bi aradayım. Dereler malum yağmurlardan dolup taştı. Boğulmamak için iki ara daha güvenli şimdilik. Güvenli limanlarımı terketmek baş ağrısı, kaşıntı, öfke ve hayal kırıklığı yaşatsa da bir yerlere yetişememe hissinden kurtulacaksam başım gözüm üstüne diyorum. Yorgun ruh halim ve sürekli kapanmaya çalışan göz kapaklarım bıkkınlık içinde. Hangi yönüme güveneyim şaşırdım. Hocam ona anlattıklarım doğrultusunda küçük sene ne söylemek istersin demişti. Söyleyecek bir şey bulamadım. Tarkan gibi Geççek bile diyemiyorum zira bu günüme kadar geçmemiş gelecekten de pek bi ümitli değiliz o halde o küçük beni alır sarar sarmalar daha güçlü ol kızım derdim. Zor günler level atlatıp devam ediyor. Bunu düşündükçe bir ağlama hissi gözlerimde buğu ve burnumda acı bir sızı hissederken ne kadar çok fiilimsi kullandığımı farkediyorum. Kafa derim sızlıyor değişimin eşiğinde değişime direnen ruhumla başa çıkmaya çalışıyorum. Ruhum bedenime yeniliyor. Telefona gelen sürekli bildirimler, yaptığım işi sorgulamama sebep oluyor. Kaçacak ya da gidecek bir yönüm yok. Eskiden de ayağına çapa bağlanmış ve deniz dinine atılmış bir ceset gibiydim ruhum galip gelir kurtulurdum derinlerdeki karanlıktan ama şuan bu çapayı ruhum değil bedenim kaldırmalı. Boğulmaktan korkmuyorum. Çok bi umudum yok bu dünyadan ama inatçı ruhum yılkı çevikliğiyle yükselirken yüzeye ben yine bedenime yenik düşüyorum. İnsan eti ağır derlerdi ne demek şimdi anlıyorum. Deli taylar gibi karaya çıkışım derin bir uykudan uyanan mumya gibi iç çekişimi çok derinlerde hissediyorum. Ama ses yok. Zaman durmuş gibi. Göz kapaklarım kapanmak üzere. Ve son nefesimi bile içimde tutarak bedenimi bırakıyorum o yemyeşil ovanın koyu mavi ile yeşil arasında kalmış acı suyunun derinliklerinde. Zaman duruyor. Gömülen geçmişimi o suda bırakan ruhum ile geleceğe dağın eteklerinden göğe doğru dört nala gidiyorum. Kanatlarım varmış gibi. Ayaklarım yere değmiyor sanki. Köpüren tenimde yelelerim uçuşuyor. Ben bir yılkı atıyım. Yuvasını, obasını terk eden. Derin bir vadide koşturuyorum. Huzurum, huzur kelimesi pek bir yabancı geldi keyfim yerinde…


22.05.26/14:59|fk


24 Nisan 2026 Cuma

34🪴


Yaş 34 yolun yarısına bir kala… Nisan Ayı yine hakkını veriyor havaya. Yağmurlu ve ılık bir bahar günü. Tam da doğduğum gün gibi Perşembe. Ölünecek ay şu Nisan gerçekten. Mis gibi tazelik mis gibi yağmur ve toprak. Ağaçlar çiçek açmış etrafa o muhteşem kokularını yayarken doğanın neden parfüme ihtiyaç duymadığı o kalıcı esintiyi ruhunda hissederken alerjin olsa da mutlu hissediyorsun. Yaş ile beraber artan gıda intöleransları ve alerjiler. Yeni yeni moda çıkarıyor bu büyümek denilen şey. Ama ruhum yeminlen 26 😅! Sağlıklı ve mutluyum. Çevremde kuru gürültü yok, yalnız olamayacak kadar vaktim yok. Hiç mesleğimle ilgili olmasa da sırf hocam diyen onlarca insanın eğitmenliğini yapıyorum. Bu bile memnun ediyor asi yüreğimi ama hala kabuğuna sığamayan ruhum ile başım dertte. Alıp gidesim var hem başımı hem ruhumu, uzaklara ama biraz dinginliğe de muhtacım. Bu yaş beni olgunlaştırmadı da sanki daha kararsızlaştırdı. Olsun. Yeriz!😅


Betimlemelerim ve ruh halimi yeterince kaleme döktüğüme göre biraz da sorgulama evresine geçeyim. Eylül ayında bulunduğum yeri saksı olmadığımın bilincine vararak ve liyakatsiz insanlarla daha fazla uğraşmanın gereksiz olduğunu anlayarak bütün yüzleri görüp bi gün yüzüne hasret kalarak geride bıraktım. Memleketime döndüm. Her şey hiç ummadığım kadar güzel ve neye elimi atsam bereketi ile geldi. Bazen alışkanlıklarımızı bırakmamız ve olmayan şeyde ısrar etmememiz gerekmiş bunu biliyordum ama uygulama fırsatına o zaman nail olamamıştım. Şimdi maşallah huzurluyum, kafam rahat, gücümün yetmediği şeyleri düşünmeden yaşamak ise özgür hissettiriyor. Tüm arkadaş grubum döndük. Farklı zamanlarda ama aynı tükenmişlikle. Sanki kanseri yenmiş gibi hepimiz adına mutluyum. Alışkanlıklardan kurtulmak çok hafif hissettiriyor.  Önerilir korkusu olanlara.🧿 


Şimdi ise sorguda gibiyim, sorgu odasında ben, karşımda ben, aynanın arkadında ben. Güzel memleketimin güzel gençleri heba olmuş. Ki ben anlaşamayacağı ergen ve çocuk grubu olmayan ben onların hayatına dokunamama kurtaramama acısına düştüm. Davalı ben davacı ben. Elimden geleni ardıma koymayacağım bir yetenekte iken yeteneklerimi körelten düzene iç çekiyorum. Uğraşmak istemiyorum artık okumak da istemiyorum. Beyaz Balina romanı hala yarıda. İki aydır okunmayı bekliyor. Kendime zaman bulamayacak kadar yoruluyorum. Ama ben yine de okurdum ama bu Milletin sorunu okumamak ya hani.. okuyunca ne olacak modundan sıyrılamıyorum. Ömrümün neredeyse tamamını eğitime harcamış bir insan olarak inancımı şeytana sattım sanırım. O da kalmadı elde. Neyse işte yeterince moralimiz bozuk değilmiş gibi bir de yaraya ben tuz basmayım.

Sonuç olarak bu yaşın olgunluğu ve keskin zekası ile daha bi mutlu ve düşünceli devam ediyorum yoluma. Mutluluğu belli ki birileri kaybetmiş ben de kaybetmeden tadını çıkarıyorum. Ne demiş Gülşen Abla, Sen iyi şeyler düşün içinden, ne düşünürsen o olur… 

Esen kalın, eksik kalan yanlarımız, baharın yağmur kokan kavası, ıslak yolları, serin rüzgarı, taze çiçeklerin kokusu, toprağın nemi, kuşların cıvıltısı, yeşeren Kuzey Yarım Küre, çiğdemler ve öksüz oğlan çiçekleri, gönül yayı gevşeyen gençler, inatçı babalar, kıskanç abiler, fedakar anneler ve güler yüzlü ablalar, en candan arkadaşlarımız, anlayışlı hocalarımız, güler yüzlü esnaflarımız, sinsi komşularımız, öğrencilerimiz ve çalışanlarımız, patronlarımız ile kurban geliyor büyük-küçük baş hayvanlarımız sizler de esen kalın..! Geç kalmayın!


23.04.26/23:40|fk


24 Mart 2026 Salı

Unutuluş


Yeni yıldan beri yazmamışım, ne Ocak ayını karşılayabildim ne Şubat ayını anlatabildim ne de Mart ayına selam durdum. Oysa ne güzel aydı bizim için 8 Mart, 18 Mart, 21 Mart ve üstüne Ramazan Bayramıydı. Onu da bitirdik. Yoğun geçen bir ay oldu. Aynaya bakacak zamanım olmadı desem yeridir. Ne bereketli aymış üstüne üstlük bi bitmedi de! 

Aylar, yıllar geçip giderken takvim modası kalktığı için yaprakları ilk okulda bugün ne fıkra var diye heyecanla karıştırma hevesimiz de gitti. Takvimler de geçen yıllar ile eskidi tedavülden kalktı gibi. Anneme internetteki mağazalardan satın alıyorum. O hâla kullanıyor. Ona eskimedi bize geri kaldı. Telefondan takip ediyoruz artık. Onun modası ne zaman geçer bilemem. 

Yaşımdan genç görünmem sayesinde henüz yaş sendromu yaşamayışım geçmişi özlemediğim anlamına da gelmez. Geçmişi geride bıraktıklarımı hayır daha doğrusu bizi geride bırakan babalarımızı çok özlüyorum. Mezarında tutmayacağını bile bile ektiğimiz çiçekler gibi inatla, inadına. Yaşarken tutunamadığı köyünde öldüğünde inadına. Vasiyetimdir beni de Neşet Ertaş gibi babamın yanı doluysa  ayağının ucuna gömsünler. Mahsuniyi ziyarete gittim Arefe günü. Senin selamını ona ilettim. Aldıysan kızma Bayramda sana geldim. Ebemle dedemi de ziyaret ettik . Dayım lahit gibi 250k verip mezar yaptırmış ebeme. Yaşarken etmeyen değer ölünce kıymete biner. Biz hala şanslıyız ölünce yer bulamayınca üst üste cenaze gömüyorlar ölünce bile rahat bırakmıyorlar adamı. Dünyanın kaçıncı reseti bilmiyorum ama Eski Mısır’da bile yer bulunamayınca üst üste mumyalama yapmışlar. Ben istemem valla mezarımda sevmediğim insanı. Ölüm kavgaya tutuşur sanırım😅 Gece gece neyin huzursuzluğu ile anlatıyorsam bunu..

Bırakalım her şeyi şu Hilâl’in ihtişamına hayran kalıp hayallere dalalım. Bir kurt ulusun obamızda. Serin bir Bahar rüzgarı, memleketimde ağaçlar çiçek açmış. Esen rüzgar alıp getirmiş kayısı çiçekletinin taze bahar kokusunu. Çiğdemler boynunu bükmüş. Dağ tepeleri kar-kırağı. Her şey güzel olmaz elbet yan komşunun ağlayan çocuğunun sesi, ahh duvarlar daha kalın olsa ne olurdu sanki. Tahammülsüzleşen bir insan da değildim ama sabrın sonu selamet mi bilemedim. Karıncalanan parmaklarımla bu ayı da böyle kapatmanın yorgun hüznünü yaşayarak cümlelerimi noktalıyorum. Esen kalın ana-baba duası almış hayırlı evlatlar, esen kalın büyük sözü dinlemeyen ve sonra çark edecek gençler, esen kalın sevdiğinin nazını-sitemini çekip uykusuz kalan aşıklar, esen kalın zamane dervişleri, taze şamanlar ve de ruhları hastalar. Geceniz hayal ettiğiniz gibi olsun. 

🕯️Geceyi yazıma isim veren Arif Nihat Asya’nın bir şiiri ile bitiriyorum: “Mektup mu gelirmiş masal olmuş yârdan?

İn göğsüme, dön göğsüme ey kalbim,

Ne bekler unutulmuşlar, unutmuşlardan?”


24.03.26/00:46|fk🍬

1 Şubat 2026 Pazar

Geç kalmışlık hissi🖼️

Yeni yılın ilk yazısını ilk ayının son gününde yazmak ayrı bir şeref benim için :) Güzel ve hızlı geçen çalkantılar ve stresin hep var olduğu ama geç kalmışlığı dibine kadar yaşadığım şanslı bir ay oldu. Yeni bir çevre diyecem de geçen ay son kalan arkadaşımı da hayatımdan çıkarmanın garip rahatlığı ve burukluğunu iliklerine kadar yılın son gününde hissettim. Şey gibiydi, daha önce yapılması gereken geç kalınmış bir karar. Acımasızca gelebilir bu ruh halim size belki ama dostlarım sakın bir şeye çok hayretle bakmayın. Bazen taşlar yerine sizin lehinize oturduğunda aleyhinize gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Bu hayatta en çok tekrar eden cümlelerden illet ettim. Tekrarını yaşadığım bir hayatı istemiyorum. Bir diziyi, filmi ya da kitabı ikinci defa izlemek bana azap gibi geliyor. Tekrar eden şeyler birikiyor gibi, kötü bir kokusu ve enerjisi oluyor. Bi çürümüşlük hissediyorum. O yüzden bazı şeyler bitmeli, arkadaşlıklar da buna dahil. Özlediğim yanlarında galiba aşırı pragmatist davranıyorum. Bazı şeyler yarım kalmalı bu sevdiğim şeyler için geçerli ama yarım bırakılan sanki bir kısırdöngüye giriyor ve sonsuzluk yolunu tutuyor. Öyle işte uzun lafın kısası. Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendisi gibi bilir.

Yeni yıl demişken ben mistik şeylere aşırı inanan bir insan olduğum için bu 2026 yılı bana can babamın yolluğunun 10. Yılına girdiğimi hatırlatması acısı dışında benim için güzel bir ekim süreci olacak hissediyorum. 2024-2025 yılları benden vazgeçemeyeceğim şeyleri hayatımdan çıkarma cesareti vererek çok güzel bir şeyler aldı. Sanki önce bir rüzgar her şeyi süpürdü ortalık temizlendi sonra sağlam bir yağmurla temizlenen toprağım yeni filizler açsın diye yıkandı, yenilendi, mis gibi koktu. Eskinin bayat tadı, küf ve naftalin kokusu gitti yağmur sonrası toprak kokmaya yenilenmeye baş koydu.  2026 yılı ise bu ekim sürecinde bana cesareti, gücü, hevesi verdi evet o geç kalmışlık hissi vardı yine ama evet o meşhur amadan sonra gelen cümlenin olumluluğu işte ama geç olsun güç olmasın beee! Olan hayırlıdır. Dedirtti. İzleyelim ve görelim tüm dünya için kaos yılı öngörülürken benim hevesliliğim :) 

Yeni bir şeyler yeni enerjiler ve umutlar da getirdi tabi hevesimiz kursağımızda kalmadı da değil. Yalnız içimde yine o garip rahatlık ve huzur var ya o benim yol gösterenim gibi. Bazan çok kötü şeyler yaşıyorum ama içimde garip bir huzur ile aydınlaşmış bir ruh ve teslimiyet. Valla şimdi o’cu bu’cu demeyin bende bir sıkıntı var ben bu kadar nasıl huzurlu olabilirim hayır yıllardır da  anlatıyorum nazar falan da değmedi yani. Ermiş miyim zamane dervişi mi bilemedim. Bunu ticarete döksem var ya parayı kırardım. Galiba olanla yetinmeyi öğreniyor insan. Merkezden çıkıp benlik davasını bırakıp kendini de yok ediyor belki acınası bir haldir bilemem. 

Geçen ayın son gününü güya ben mahvetmişim gibi bana ağza alınmayacak hakaretleri eden bir kişi vardı kötü söz etmem zaten ama bana “kendini bir şey zannediyorsun.. bilmişlik taslıyorsun.. çok zeki mi zannediyorsun kendini.. içindeki yaşlı ruhun beni rahatsız ediyor .. avel avel geziyoruz …” falan ağza alınmayacak laflar etti eğer birgün açar okursan gizliden o çok istediğin şey hiçbir zaman olmayacak bunu bana ettiğin hakaretlerden anladım demek ki ona da böyle hak etmediği çirkefliği yaptın. Unut onu sen en iyisi. Senin gibiler arkadaşlığın dostluğun kıymetini bilmezler. Kendini bilsen çevreni de bilirdin. Ne demiş Mahsuni “kendini bilmeyen canım Hakkı ne bilsin, halkı ne bilsin…” . Kişi kendinden bilir işi. Sen de kötü bir insan değildin ama doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye, doğru tepki vermeyi bilemedin. Kaybeden de bu yüzden kaybeder işte. İşin özü. Kendine dön. 

Bizler çok sütten çıkma ak kaşıklar değiliz. Bazılarımız çok kötü niyetli bazılarımız iyi olabilir hepsi içimizde mevcut. Ama sıkıntı evrensel iyi ve kötünün olmayışı belkide. Burada vicdan devreye giriyor işte. Vicdan ne kadar rahat. O da göreceli ama kişiye mahsus. Vicdanımız bizi belki kurtarır düştüğümüz kuyulardan, çukurlardan, karanlıklardan. Vicdanlı nesiller yetiştirmemiz lazım. Aşağılık kompleksi olan insanlar değil. Narsist hiç değil. Kendini seven, çiçekleri, böcekleri seven, büyüklere saygılı küçüklere sevgiyle yaklaşan. Ufkumuz geniş olmalı, mesela gezmeliyiz elimizden geldiği kadar. Sosyal medyaya bakıyorum millet aldığı kıyafeti, makyaj malzemelerini, arabalarını, evlerini, hatta çocuklarını gözümüze sokuyor. Abi gezin görün dünyada neler oluyor. Elde ne ceylanlar var bakın. Neden bu kadar garip bir hal aldık anlayamıyorum belki de gerçekten gençlere, gençler diyen yaşı otuzlarında ama ruhu atmışlarında bir insanım. Ve anlayamayacağın yolun iki yarısını da tamamlamışım. Son düzlükte beni zar zor idare eden hafızam ve asla terketmeyen kelimelerimle size bir kitap bırakacağım. Delinin bir ömrü olur her halde adı da. Yazarım bir ömre neleri sığdırdığımı tavandan gelen kuş sesleri ile yıldızlı gökyüzünün altındaki ıslanmış yolların ıslak havasını. Beni heyecana sürükleyen hatıralarımı. Biraz babamı biraz da annemi. İsyankar kardeşlerimi ve ağzı bozuk öfkemi. Mutluluğum az yazıya dökülen bir konu. Mutsuzken daha asi yazıyorum doğrusu. Bir saattir yazıyorum. Serçe parmağım ağrıdı. Daha büyük acı yaşatmadın Allahım :) 

Şu güzel gecede esen kalın, düşleriniz gerçek acılarınız geçici olsun. 


31.01.2026/23:14| fk

7 Aralık 2025 Pazar

9🕯


Buralardan giderken yağmurlar yağsın, bardaktan boşalırcasına diye çok iç çekerek dua etmiştim hatırladım şimdi. İnsan gönülden ettiği dualarına er geç kavuşurmuş. Buz gibi bir Aralık ayı.  Ne doğru dürüst ilk baharı yaşıyoruz ne de son baharı ikisi de bozulmuş saat gibi yerinde sayan bir sıcak güneşte kalmış sanki ama saat 08:20 üzgün, kırgın, isteksiz bir tekrarda tik tak takılı kalmış. Camı yoksa, akrep de yelkovan da dişlileri sorunsuz çalışsada bir şekilde bu hale mahkum olmuş. Keşke beni de 9 yıl ileri alsalar şu kış saati gibi. İçim üşümeden, pişmanlık yaşamadan, yüreğime büyümeden güzel günler yaşasam seninle. Ayın 1’i çok meşguldüm yazamadım. Ama lokum alıp dağıttım. Lisede Takdir Belgesi ile eve geldiğimde dönem sonu ne istediğimi sormuştun, ben de Güllü lokum istemiştim ya hani, sana masraf olmayayım diye değildi valla sevdiğimdendi. Şimdi biri tükenmeden yenisini alıyorum eve. Sanki sen almışsın gibi yiyorum. Sana kıyamadığım da doğruydu ama abimin işleri açıldı ona kıyıyorum. Her şeyin en iyisini istiyorum. Ehliyete yazıldım. Bekir ile beraber alacaz sonunda ehliyeti. Yaza kalmaz bana bi araba alacak oğlun. Niyet ettim ben de her yazasım geldiğinde ilk sana okuyacam. Samiye’yi de alıp Türkiye’yi gezecem. Sana bi tek o yanmış ilk o hatırlayıp hep hayrını yapıyor gücü yettiğince. Borcum olsun söz ben de senin ona yapamadığını yapacam. Büyüdüm artık göremedin. Yaşasan belki evlenirdim. Biliyor musun ben bu yıl her şeyden vazgeçtim. Daha telaşsız sade, kabullenmiş yaşıyorum. Senin söylediklerinin ileri görüşlülüğü ile insanların ikinci yüzlerine tanıklık ediyorum. Akrabalar mı? Hiçbiri umurumda değil. Annemin tarafını zaten sevmezdin bakılacak yüz de bırakmadılar biz de doksan olur diyemeden noksanlıklarına şahit olduk. Hakkımız helal mi değil elbette. Bir de ettik Allah’a havale. Dedemi, ebemi görürsen söyle değmiş mi bunca emeğe? Bir şey bozuksa bozuk olan şeyden bir şey yaptığında o da bozuk olur, tatlı olmasını bekleyemezsin. Çark başından hatalı dönüyordu. Neyse ki en az hasarla kazasız belasız gelen mala gelsin deyip yolumuza baktık. Çok şükür.
Çocukların hala aynı düzen devam ediyor, ayranı bol mu geliyor derlerdi böylesine tam bilemedim. Sen oralardan görüyorsundur belki. Annem hâlâ her kapımızın önüne gelen kuşu sen sanıyor. Gözleri parlayarak anlatıyor durup ona baktığını, yemi yiyişini, bahçe su kapları ile dolu. Her su içen kuşu bizdenmiş gibi görüyor. Bugün sordum babamı ilk gördüğünde üstünde ne vardı diye şapkana kadar anlattı başını eğip ilk o bakışını bile. Bunca zaman kendi acılarımı görmüşüm farketmemişim onların da yasını. Bekir geçen rüyamda görüyorum, geliyor. yaşıyor, ben de kendi kendime hem mutlu oluyorum hem kendimi yalancı hissediyorum, babam ölmemiş, ben milleti kandırmışım yaşıyor işte dipdiri karşımda diyorum, diyor. Acılar ne kadar ortak halbuki. Ama artık acılarımın üstüne düşmüyorum. İnsan acısına tutununca hasta oluyor. Ben kabulleniş aşamasına geldim. Herkesi olduğu gibi kabul ediyorum. Olması gereken de bu sanırım.
Bu kadar yazıp çiziyorum ya hani karar verdim derleyip kitap yapacağım. Yetmezse ekleyip daha da yazıp bir kitap çıkaracağım. Babama… diye de boş bir sayfanın en üstünün biraz altına sana ithafen yazacağım. Beni böylesine güvenerek, kendi ayakları üstünde durabilen, kararlı, çalışkan bir insan olarak yetiştirdiğin için. Beni o kadar sevdiniz ki başka sevgilerde teselli bulma ihtiyacı bile hissetmedim. Bana o kadar inandınız ki başkaları bana inanır mı güvenir mi diye düşünmedim. Yalana ihtiyaç duymadım. Hep şeffaf bir insan olduğum söylendi. O yüzden geriye fazla bir şey kalmadı. Ecel gelip çatsa, gelme ey ecel demem yani. Ama çok gönlüm kırıldı, çok kandırdılar beni, çok inandım, güvendim.. dersimi sadece 2022 yılından değil ömrümün yaşadıkça her anından almaya devam edeceğim. Güzel şeyle de oluyor görüyorsun bence ki hep o gününde ya da öncesinde rüyalarıma geliyorsun. Keşke yol da gösterebilsen malum senin oralardan hat çekmiyor.
İşim rast gelsin mi yine? Allah doğru insanlarla da karşılaştırsın mı? Sen söyleyince olmayan oluyordu sanki.

Geçen gün rüyamda gördüm seni, sen beni, ben seni tanımadım. Sen ev sahibi ben kiracıydım. Uyanınca aklım başıma geldi. Yine de güzeldi. Yattığın yer nur olsun. Ben seni senin gittiğin günden beri her gün arıyorum ama son bir ay kala hep yanımda hissediyorum. Bir insan bu acıyı ne zaman unutur ki? Unutulur mu? Acı hafifliyor ama hatırlayınca bir taş nasıl da oturuyor insanın göğsüne. Yanına geleceğim. Bi dut ağacı bir de ceviz ağacı dikecem mezarının yanına. İnşallah bunlar da kurumaz. Kurursa da yine ekerim beni bilirsin. Ayrık otundan farksız bir inadım vardır.
Her şey değişiyor, iyi ki bu dönemde değilsin. Kalbin kırılır umudun kaybolurdu belki. Sana yaşarken destek olacak kadar büyük değildim. Bazen içim daralıyor. Güzel günleri sen göremedin ben görmeye sana anlatmaya çalışacağım. Sen de hep gururla bakacaksın bana. Çok okuyorum ama yazamıyordum bir de çizmiyorum artık. Emanet ettiğin çizimi daha tamamlamadım. Gittiğin yer oralara benziyor mu güzel olana? Ben kendimi köreltiyor muyum? Bilmiyorum ama umudum hâlâ var. Güzel günler bizi bekler belki. Sakin sakin yoluma devam ediyorum telaşım yok. Görsen belki kızarsın ama hevesim de yok. Bir tatlı sözüne feda edeceğim. Sen kırk yıl hatrı olan kahveyi çok severdin. Hatırlık işimiz yokta başkasına, varsa hatırım görüşürüz umudundayım.
Anadolu’nun Aralık ayazında, ruhların soğuktan buhar olup taştığı gecede, yıldızınız parlak, sevdiğiniz yanınızda, özleminiz kalbinizde, ufkunuz açık, kalbiniz ferah olsun. Hepimiz bir gün kuşlar gibi maviliğe kanat açacağız. Esen kalın hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar.

06.12.25/23:08|fk

24 Eylül 2025 Çarşamba

Zaman akmıyor sanki…

Gecenin henüz geç olmadığı bir saatteyim. Hiç yorgun ve bitkin de değilim ve hatta zihnim bile dinç. Rahatsız edici bir sigara kokusundan başka bir derdimde yok. Henüz. Kendime illaki bir şeyleri dert ederim yakında. Kurulu bir düzeni bırakıp her şeyden vazgeçip bir yola çıktım. Kuyudan çıkmıştım zaten zindanda hissediyordum ya hani oradan da çıktım. Etraf can pazarı. Bu işte bir terslik yok mu? Pazarda satılmış hatta bütün bunları önceden yaşamış olmam gerekmiyor muydu? Kendi rızamla girdiğim zindandan çıkıp pazarda ne arıyordum? Bu sorunun cevabını biraz düşüneyim. 

İnsanın kendi rızası ya da hür iradesi mi ne ise onunla aldığı kararlar kötü de olsa yine de insanın yanağında hafif bir çekilmeyle gelen gülümsemeye sebep oluyorsa takdiri ilahiye boynumuz kıldan ince.. Geçen gün Zeynep’e yazımı okutuyordum aramızda yaşadıklarımıza eleştiri niyetinde ve tekrar edemeyecek kadar eski düşüncelerime sadık kalarak kıza atıfta bulunmuşum :) hevessizleştirildik ve tercih edilmeyenler başlığı altında bu kez akıp giden zamana karşı duramayanlar mı demeliyim bilemedim. Cesaretimizi kırdılar kalbimizin kırılmasına alışkındık ve bağışıklığımız da vardı oysa. Ucunu göremediğimiz bir ip var elimizde deliğini göremediğimiz bir de iğne uğraşıp duruyoruz söküğümüzü dikmek için. Yamalamadık bir gülüşümüz kalmıştı onu da iğneyle iplik arasındaki anlaşmazlığı çözersek halledeceğiz. Şu sicim teorisi vardı ya hani, bizim ipliğimiz kimin elinde, biz kimin ipliğinin pazara çıkışını bekliyoruz, o ip boynumuzda mı, parmağınızda mı yoksa bileğimizde mi bilemiyorum. İpi görsem düğümü çözerim de kördüğüm mü yoksa sallanılacak bir oyuncak mı zaman gösterecek. Akıp giderken bile.

Ağustos ayından beri yazmıyormuşum ben ya! Kaybolan bu zamanımın hesabını nasıl vereceğim ben? Üstü kalsın derken fazla abartmışım anlaşılan. Üstüme kalmadığı gibi anısı da silindi. Halbuki yıllarca hayalini kurduğum şeyleri yaşarken isyan ve küfürler ile dolu dolu bir ay geçirmiştim. Üstünü çizdiklerimi öyle bir çıkardım ki hayatımdan bırak kahvenin kırk yıllık hatrını bir saniyelik bakışmayı bile midem kaldırmayacaktı. Kimseye eyvallah etmeye gerek yokmuş, zamanında üstü kalsın diyemediğimizden hesap dönüp dolaşıp yıllarına mal oluyormuş insanın. Geçmişi oralarda bir yerde bıraktım. Küllerini savurup. Hatrı da kalmadı hatırası da. Başkalarını çok düşündüm, gün sonunda kaybeden onlar oldu. Bunun şerefine bir araba alıp arkasına “mutluyum oç’ları” yazmak da farz oldu. Sözüm meclisten dışarı tabi, hak edenin burada ne işi var. Kendi güvensizlikleri elbet birgün torpil yedikleri bir yerde ayaklarına dolanır ya o’cu ya bu’cu derler. Biz de çekirdeğimizle izlemenin hazzını yaşarız. Nasıl geldiyseniz öyle gidersiniz. 

Neyse sövüp saymadan bitiremedim yine yazımı çok şükür. Geceniz yıldızlı, sonbaharınız serin, mezarınız derin olsun. İyi geceler, esen kalın! 


23:56/ 23.09.25| fk

Günah benim🐦‍⬛

  Zihnimin deli gibi çalıştığı bir süreçteyim. Kafam yanıyor. Öfkem o kadar fazla ki hani Tufan çıksa kendi çevremde girdap oluştururum. Tan...