Yeni yıldan beri yazmamışım, ne Ocak ayını karşılayabildim ne Şubat ayını anlatabildim ne de Mart ayına selam durdum. Oysa ne güzel aydı bizim için 8 Mart, 18 Mart, 21 Mart ve üstüne Ramazan Bayramıydı. Onu da bitirdik. Yoğun geçen bir ay oldu. Aynaya bakacak zamanım olmadı desem yeridir. Ne bereketli aymış üstüne üstlük bi bitmedi de!
Aylar, yıllar geçip giderken takvim modası kalktığı için yaprakları ilk okulda bugün ne fıkra var diye heyecanla karıştırma hevesimiz de gitti. Takvimler de geçen yıllar ile eskidi tedavülden kalktı gibi. Anneme internetteki mağazalardan satın alıyorum. O hâla kullanıyor. Ona eskimedi bize geri kaldı. Telefondan takip ediyoruz artık. Onun modası ne zaman geçer bilemem.
Yaşımdan genç görünmem sayesinde henüz yaş sendromu yaşamayışım geçmişi özlemediğim anlamına da gelmez. Geçmişi geride bıraktıklarımı hayır daha doğrusu bizi geride bırakan babalarımızı çok özlüyorum. Mezarında tutmayacağını bile bile ektiğimiz çiçekler gibi inatla, inadına. Yaşarken tutunamadığı köyünde öldüğünde inadına. Vasiyetimdir beni de Neşet Ertaş gibi babamın yanı doluysa ayağının ucuna gömsünler. Mahsuniyi ziyarete gittim Arefe günü. Senin selamını ona ilettim. Aldıysan kızma Bayramda sana geldim. Ebemle dedemi de ziyaret ettik . Dayım lahit gibi 250k verip mezar yaptırmış ebeme. Yaşarken etmeyen değer ölünce kıymete biner. Biz hala şanslıyız ölünce yer bulamayınca üst üste cenaze gömüyorlar ölünce bile rahat bırakmıyorlar adamı. Dünyanın kaçıncı reseti bilmiyorum ama Eski Mısır’da bile yer bulunamayınca üst üste mumyalama yapmışlar. Ben istemem valla mezarımda sevmediğim insanı. Ölüm kavgaya tutuşur sanırım😅 Gece gece neyin huzursuzluğu ile anlatıyorsam bunu..
Bırakalım her şeyi şu Hilâl’in ihtişamına hayran kalıp hayallere dalalım. Bir kurt ulusun obamızda. Serin bir Bahar rüzgarı, memleketimde ağaçlar çiçek açmış. Esen rüzgar alıp getirmiş kayısı çiçekletinin taze bahar kokusunu. Çiğdemler boynunu bükmüş. Dağ tepeleri kar-kırağı. Her şey güzel olmaz elbet yan komşunun ağlayan çocuğunun sesi, ahh duvarlar daha kalın olsa ne olurdu sanki. Tahammülsüzleşen bir insan da değildim ama sabrın sonu selamet mi bilemedim. Karıncalanan parmaklarımla bu ayı da böyle kapatmanın yorgun hüznünü yaşayarak cümlelerimi noktalıyorum. Esen kalın ana-baba duası almış hayırlı evlatlar, esen kalın büyük sözü dinlemeyen ve sonra çark edecek gençler, esen kalın sevdiğinin nazını-sitemini çekip uykusuz kalan aşıklar, esen kalın zamane dervişleri, taze şamanlar ve de ruhları hastalar. Geceniz hayal ettiğiniz gibi olsun.
🕯️Geceyi yazıma isim veren Arif Nihat Asya’nın bir şiiri ile bitiriyorum: “Mektup mu gelirmiş masal olmuş yârdan?
İn göğsüme, dön göğsüme ey kalbim,
Ne bekler unutulmuşlar, unutmuşlardan?”
24.03.26/00:46|fk🍬
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder