Gecenin henüz geç olmadığı bir saatteyim. Hiç yorgun ve bitkin de değilim ve hatta zihnim bile dinç. Rahatsız edici bir sigara kokusundan başka bir derdimde yok. Henüz. Kendime illaki bir şeyleri dert ederim yakında. Kurulu bir düzeni bırakıp her şeyden vazgeçip bir yola çıktım. Kuyudan çıkmıştım zaten zindanda hissediyordum ya hani oradan da çıktım. Etraf can pazarı. Bu işte bir terslik yok mu? Pazarda satılmış hatta bütün bunları önceden yaşamış olmam gerekmiyor muydu? Kendi rızamla girdiğim zindandan çıkıp pazarda ne arıyordum? Bu sorunun cevabını biraz düşüneyim.
İnsanın kendi rızası ya da hür iradesi mi ne ise onunla aldığı kararlar kötü de olsa yine de insanın yanağında hafif bir çekilmeyle gelen gülümsemeye sebep oluyorsa takdiri ilahiye boynumuz kıldan ince.. Geçen gün Zeynep’e yazımı okutuyordum aramızda yaşadıklarımıza eleştiri niyetinde ve tekrar edemeyecek kadar eski düşüncelerime sadık kalarak kıza atıfta bulunmuşum :) hevessizleştirildik ve tercih edilmeyenler başlığı altında bu kez akıp giden zamana karşı duramayanlar mı demeliyim bilemedim. Cesaretimizi kırdılar kalbimizin kırılmasına alışkındık ve bağışıklığımız da vardı oysa. Ucunu göremediğimiz bir ip var elimizde deliğini göremediğimiz bir de iğne uğraşıp duruyoruz söküğümüzü dikmek için. Yamalamadık bir gülüşümüz kalmıştı onu da iğneyle iplik arasındaki anlaşmazlığı çözersek halledeceğiz. Şu sicim teorisi vardı ya hani, bizim ipliğimiz kimin elinde, biz kimin ipliğinin pazara çıkışını bekliyoruz, o ip boynumuzda mı, parmağınızda mı yoksa bileğimizde mi bilemiyorum. İpi görsem düğümü çözerim de kördüğüm mü yoksa sallanılacak bir oyuncak mı zaman gösterecek. Akıp giderken bile.
Ağustos ayından beri yazmıyormuşum ben ya! Kaybolan bu zamanımın hesabını nasıl vereceğim ben? Üstü kalsın derken fazla abartmışım anlaşılan. Üstüme kalmadığı gibi anısı da silindi. Halbuki yıllarca hayalini kurduğum şeyleri yaşarken isyan ve küfürler ile dolu dolu bir ay geçirmiştim. Üstünü çizdiklerimi öyle bir çıkardım ki hayatımdan bırak kahvenin kırk yıllık hatrını bir saniyelik bakışmayı bile midem kaldırmayacaktı. Kimseye eyvallah etmeye gerek yokmuş, zamanında üstü kalsın diyemediğimizden hesap dönüp dolaşıp yıllarına mal oluyormuş insanın. Geçmişi oralarda bir yerde bıraktım. Küllerini savurup. Hatrı da kalmadı hatırası da. Başkalarını çok düşündüm, gün sonunda kaybeden onlar oldu. Bunun şerefine bir araba alıp arkasına “mutluyum oç’ları” yazmak da farz oldu. Sözüm meclisten dışarı tabi, hak edenin burada ne işi var. Kendi güvensizlikleri elbet birgün torpil yedikleri bir yerde ayaklarına dolanır ya o’cu ya bu’cu derler. Biz de çekirdeğimizle izlemenin hazzını yaşarız. Nasıl geldiyseniz öyle gidersiniz.
Neyse sövüp saymadan bitiremedim yine yazımı çok şükür. Geceniz yıldızlı, sonbaharınız serin, mezarınız derin olsun. İyi geceler, esen kalın!
23:56/ 23.09.25| fk